|
|
|
zonguldak tarihi :
|
| |
|
100. Yıl Vakfı
Başkanı Dr. Cemil Çakmaklı ilk kez PUSULA'ya konuştu |
|
"Zonguldaklı erkeğin rüyası göçük, kadının rüyası tabuttur"...
|
|
|
|
|
 |
|
100. Yıl Vakfı Başkanı
Cemil
Çakmaklı ilk kez PUSULA Dergisi'ne konuştu. Derginin
Ocak sayısında yayınlanan Cemil Çakmaklı - Ali Rıza
Tığ söyleşisini aynen yayınlamaya karar verdik. Çünkü yöre
kültürü açısından altı çizilmesi gereken son derece önemli, ciddi ve
değerli olan bu sözlerin yanında, bir o kadar daha önemli olan
saptamaları bulacaksınız. Okuyun bize hak
vereceksiniz.
Haber Zonguldak
(Fotoğraf; 100. Yıl Vakfı Başkanı Cemil Çakmaklı, Pusula
Dergisi sahibi Ali Rıza Tığ -Ocak 2006) |
|
|
hayatı
ve Zonguldak
öyküsü...
|
|
Babamlar
altı kardeştir. Hepsinin de altışar çocuğu var. Ben rahmetli Hüseyin
Çakmaklı'nın altı çocuğundan biriyim.
Ama
ben şanslı bir çocuktum.
Toprağa
ve o toprağın bilgesi büyüklerin yönettiği kalabalık bir aileye
doğdum. Bizi sevgiyle büyütüp, çalıştırıp, denettirip
eğittiler.
Bizde
çocuğu ana, baba yapar, babaanne, beybaba büyütür. Ana baba gençtir,
acemidir, çünkü.
Oysa
büyükler kıçı boklu çocuğa hem bey deyip sosyal sorumluluk
yüklerler, hem hayvan güttürüp, at baktırıp, ağaç diktirip
çalıştırarak eğitirler.
O
yüzden, ben bütün tarımsal prosesleri çalışarak, yaşayarak
öğrendim.
Deneyerek
öğrendim.
Elimle
öğrenmeyi öğrendim.
Diğer
yandan; kulakları çınlasın dayım Alaaddin Köktürk, EKİ'de müdürdü.
Fener'de otururdu. Evinin bütün duvarları kitaplıktı. Onun
kütüphanesinde büyüdüm. Beni altı yaşından itibaren sistemli biçimde
okuttu. İlkokuldan, üniversiteye hiç elini çekmedi benden. Masalla
başladı, felsefeyle bitirdi. Kısaca; sığır güderken, masal okudum,
harman döverken, felsefe yaptım.
Hem
doğal hem sentetik eğitim gördüm ben.
çocukluğumuz ağlamakla
geçti
İlkokul
bitince; ortaokula gidilecek. Bana Çelikel'in yanında akrabalara
yakın nohut oda, bakla sofa bir ev tuttular. Onbir yaşında yalnız
kalmayı öğrendim. Geceleri korkar, lambayı söndüremezdim. Annem
haftada bir gelir, yemeğimi, temizliğimi yapardı.
O
geri dönerken, ben arkasından Soğuksu Pazaryerine kadar ağlaya
ağlaya giderdim.
O
ağlar, ben ağlardım.
Ağlamak
Zonguldaklıya yabancı değildir zaten… Zonguldak'ın sosyolojisi
gözyaşıyla karılmıştır. Adam ocağa gider, bir ay sonra döner. Karısı
gider bakkala hesap açtırır, borca yazdırır, gaz, tuz, bez alırdı.
Adam gelir, bakkala borcu öder, kalanla bir şişe rakı alır, sağ
salim dönmenin sevinciyle bir subaşında içer, "vov de" çeke
çeke eve giderdi.
Gidenler
bazen de; bayraklı EKİ arabası ile dönerdi.
Beycuma'ya
her ay mutlaka bir EKİ arabası gelir, içinden birkaç tabut
inerdi.
O
çamurlu sokaklarda ölenlerin, kadınları, anaları, bacıları
kendilerini yerlere atar, bağrışırlardı.
Onlar
ağlar, biz ağlardık.
Çocukluğumuz
madencilerin arkasından ağlamakla geçti.
Sosyolojik
altyapımız ızdırapla doludur bizim. Madenin ağır şartları bizim
köylerimize bütün ağırlığıyla çökmüştür. İnsanlar gülemez,
oynayamaz, hayata neşeyle bakamaz, hep risk vardır hayatında
çünkü…
Zonguldaklı
erkeğin rüyası göçük, karısının rüyası tabuttur.
ufuksuz
yapamam
Ben
ormanlık tepelerde büyüdüm. Bulutlara yukarıdan bakar bizim
tepeler.
İşte
o yüzden ben ufuk olmazsa bir yerde oturamam. Her yer de, uzağa
bakmayı seviyorum.
Ufuk
alışkanlığı bir çocukluk mirası bana.
Birde;
çalışmadan duramam.
Doğduğumuzdan
beri bir işe yaradık biz. Yürüyebilen her çocuk bir işe koşulurdu
bizim küçüklüğümüzde.
O
yüzden "el ulağı" derler küçük çocuklara bizim
oralarda…
Giderek;
toprakla, doğayla, üretimle bütünleşirsin. Çeşitlenirsin. Bu
çeşitlenme, en güzel öğrenme biçimidir.
Doğa
insanı; "kavanoz insanı" olmaktan uzaklaştırır. Doğa da
büyüyen çocuk avantajlıdır. Çünkü inanılmaz çeşitlilikte bir deney
birikimi vardır.
|
|
|
her toprak
kendi ürününü
yetiştirir...
|
|
Hangi
topraktan çıkan fasulyeyi, domatesi, mancarı yersen, hangi buğdayı
yersen, o toprakla bütünleşirsin.
İnsanla
toprak arasındaki alış-veriş kimyasal bir ilişkiye dönüşür. İnsan
hangi doğada, hangi ekosistemde yetişirse, bütün senkronizasyon ona
göre oluyor. Bir insanın sosyal çevresi, ekolojik çevresi, insanın
dokusunu oluşturuyor.
Lezzet
dediğin şey de budur zaten. Her toprak kendi ürününü
yetiştirir.
Toprak
seni, sen toprağı bütünlersin.
Onun
için bir yere ait olmak önemlidir. Bu ekolojik bir gerçektir.
Bir
yere ait olmak ve sevmek rasgele bir laf değildir.
Eğer
senin kimyan tutuyorsa, o ortamla, o iklimle, o klima ile o
toprakla, sen orayı seversin, oraya gidersin. Bu biyolojik, ekolojik
bir iştir. Rast gele "ben burayı seviyorum" olmaz.
en rahat Zonguldak'ta
uyuyorum
İnsan
hangi iklime doğmuşsa, hangi toprağa basmışsa, hangi ürünle
beslenmişse, bütün bunlar insanın kimyasını oluşturuyor.
Göçlerden
oluşan sosyolojik sorunlar, genellikle ekolojik temelsizlikten
kaynaklanır.
Zonguldaklı
olmak demek, tabiî ki tek başına burayla ekolojik bağları olmak
değildir ama, önemli bir sevgi unsurudur sadece.
Ben
hâlâ, en rahat
Zonguldak'ta uyuyabiliyorum. Nerde olursam olayım, hala anamın
bahçesinden gelen sebzeleri yiyorum. Zonguldak'a gitmeyi, orada
olmayı seviyorum. Zonguldak'ı; eğrisiyle, doğrusuyla, yanlışıyla
sevmekte önemli bir iştir. Bir yer, bir hayat, bir insan en güzel
olunca, her şeyi tamam olunca sevilmez sadece… Eksiğiyle de sevilir.
Zonguldak
endemeğimiz
Sadece
o bölgeye has olana, bitkilere 'endemik ' derler. Biz Zonguldak
endemiğiyiz. Orada büyümüşüz. Başka yerlerdekilerden farkımızın
olması doğal. Zonguldaklı olmuş olmak, önce ekolojik, sosyolojik ve
biyolojik bir gerçekliktir. Zonguldak sevgisi de buradan doğar. Daha
sonra ilişki, yararlanmaya dönüşür. Bir yerin yararını sever insan.
kavga DOKAP'la
başladı
Devlet'te
görev yaptığım yedinci yılda, 1976 Yılında ayrıldım. Oysa kısa
sürede yükselmiş, Afşin-Elbistan Proje Yöneticisi olmuştum.
Zonguldak'ta ilk defa un fabrikasını (Dokap Gıda) kurduk. 1976'da
başladık, 19 ayda bitirdik. 1977–1978 de ciddi bir kavgaya, Dokap
Yapı işine girdik.
O
dönem Zonguldak'ta denizden kum alınıyordu. Denizden kum çakıl
alınması yasaklanması, hem kaçakçılık açısından, hem deniz tahribatı
açısından önemli bulunuyordu. Bu işe son vermek için İl Özel
İdaresi'nin desteği, ricasıyla o işi yaptık. Dönemin Valisi Nevzat
Ayaz'dı. Zonguldak'ta bizim kavgamız ilk o zaman başlar.
Zonguldak'ta bu işi İstanbul'dan gelen tekneler yapıyordu… Vilayet
kıyı emniyetini sağlamak ve doğa tahribatını önlemek için denizden
kum alınmasını yasakladı. Kızılca kıyamet koptu tabi.
Ama
Zonguldak Kıyıları kurtuldu.
Bu
ilk kavgaydı..
Daha
sonra da; Zonguldak'ta haklı kavgalardan hiç kaçmadık.
Danışma Meclisi
yılları
Ben,
Ankara'da, akademik çalışmalarımı da sürdürürken, bir gün bir
telefon geldi. Askerler, ihtilalden sonra mecliste kurdukları
ekonomik konseye beni de çağırdılar. Haftada bir gün diye başladık.
Türkiye'nin yeni ekonomik düzenini oluşturmaya döndü çalışmalar.
Daha sonra; Danışma Meclisi kurulurken, talebim olmadan, Danışma
Meclisi Üyesi oldum. Plan ve Bütçe Komisyonu'nda idim. Esas benim
Zonguldak'la ilgili etkin rolüm o dönem başladı. Zonguldak'ı yeniden
tasarladık. Bayındırlık Bakanlığı ile 10 alternatifli plan
hazırladık.
temel
sorun
Temel
sorun, Zonguldak'ın ekonomik altyapısı idi. Kömür çöküyordu, bölgede
alternatif üretime ve istihdama ihtiyaç vardı. Ama temel altyapı
yoktu.
Bu
yüzden Karayolu, denizyolu ve demiryolu ulaşımını ele aldık.
Devrek-Zonguldak, Karabük-Devrek, Devrek-Çaycuma-Bartın,
Ereğli-Devrek yolları planlandı. Başlanmışlar hızlandı. Mülkiyet
altyapısı ile ilgili çalışmalar başladı. Kamu mülkiyetli
işletmelerden özel mülkiyete dayalı sanayi-tarım gelişim stratejisi
belirlendi. Zonguldak'ın sanayi, tarım yerleşme deseni yeniden
planlandı.
ikinci
adım
Zonguldak'ın
sosyolojik altyapısı yoktu. İnsanlar maden işçiliğinden başka bir
şey yapmamışlardı. Girişimci yoktu, müzik yoktu, folklor yoktu…
Herkes kurtarıcı bekliyordu. Sivil inisiyatif yoktu.
TRT
arşivlerinde 100'ü aşkın eser bulduk. (Zonguldak-Bartın-Karabük)
Zonguldak kına gecelerinde güzel oyunlar vardır. Erkekler oynamaz
ama kadınlar güzel oynar. Biz de o zamanki Kültür Bakanlığı'na görev
verdirdik. Zonguldak'ın folklorunu araştıracak bir çalışma başladı.
Dirgine'den Ereğli'ye tarama yapıldı. Folklor zenginliği ortaya
çıkarıldı. Zonguldak'ın ilk kez folkloru oldu. Okullarda bu oyunlar
oynandı.
Diğer
yandan Zonguldak'ta girişimcilik konuları anlatılmaya, işlenmeye
başlanıldı.
Kısaca;
maden işçiliği bitiyordu, bölgeye sahip çıkacak, girişimci,
özgüvenli, yeni bir bölge insanı gerekliydi. Zonguldak Madencisinin
şerefli geçmişinden ve üreticiliğinden, girişimci, kendi göbeğini
kendi kesen, bir Zonguldak insanı çıkarmalıydık.
vakıf
kuruluyor
Sosyolojik
atılıma ihtiyaç vardı. Bu kamu desteğiyle olmazdı. Bir sivil toplum
örgütü kurmak lazımdı. Zonguldak Vakfı'nı o yüzden kurduk. Bu vakıf,
Zonguldak'ın ekonomik ve sosyolojik gelişiminin önünü açacak
çabalarda bulundu. Vakıfta; Mehmet Tezer, Davut Fırıncı, Ruhi
Cöbekoğlu, Mehmet Zeki Hacıkulaoğlu, Ünal Çakmaklı, Hüseyin Şeker
gibi sivil toplum önderleri vardı. Erdal Şeker, Sait Yıldırmak gibi
o zamanın genç idealistleri vardı. TTK, Sendika, Zonguldak Belediye
Başkanları, Bartın, Karabük, Ereğli, herkes işin içindeydi.
1981–87
Yılları arasında Zonguldak'ta ilk defa, adı festival olan
festivaller yaptık. Bir ay sürerdi. Zonguldak'ın ekonomisi
tartışılırdı. Sosyolojik özellikleri tartışılırdı. Karabük, Bartın,
Ereğli, Devrek, Çaycuma'sıyla herkes konvoylarla Zonguldak Merkeze
gelirdi. Bir tek festival yapıyorduk. Şimdi her ilçenin bir
festivali olmuş, bu yanlış. Biz, Zonguldak'ın ekonomik ve sosyolojik
dokusunu ortaya çıkartmak ve birliğini güçlendirmek için festival
yapıyorduk. Şimdi ki gibi konser için değil.
Ülke
çapında, resim, hikâye yarışmaları yapardık. Kültürel, sanatsal tüm
etkinlikler yapılırdı. Müzik vardı. Sadece şarkıcı-türkücü değil,
operalar tiyatrolar gelirdi.
merkez
Bakacakkadı
Vakfın
bir merkezi olsun istedik. Zonguldak'ın tam ortası olsun dedik.
Haritayı önümüze koyduk. Pergelin ucunu Bakacakkadı'ya koyunca tam
70 kilometrelik bir mesafe Bartın, Karabük, Ereğli tüm ilçelerin
merkez içine aldı. Ve bu merkezde Zonguldak'ın bir kültürel buluşma
noktası planlandı. Vali İsmet Metin döneminde son bölümleri yapılan
ve Özel İdare'ye işletmeye verilen100. Yıl Tesisleri'nin projesi
bizim 1980'li yıllarda yaptığımız projedir. Buranın temeli 1982'de
atılmıştı. Hem kamunun desteğini aldık, hem de Zonguldak'lı gerçek
kişi ve kuruluşlar yatırımlarıyla katkıda bulundu. Bazılarının
engellemelerine rağmen tamamlandı.
Biz
100. Yıl da sera da organik mesela tarımı daha o tarihte denedik.
Minnacık sera bölgeye örnek oldu. Şimdi Bakacakkadı serayla doldu.
Ancak; bölgede doğal üretim, organik tarım güçlendirilmeli. Bizim
hala elmalarımız ağaçlarında çürüyor. Bu yüzden organik depolama ve
pazarlama şirketlerine acilen ihtiyaç var.
üçe
bölündük
70
kilometre çapında bir il, sonra üçe parçalandı. Türkiye'de kendinden
üç il çıkan başka bir il yok.
Kaderleri
aynı, aynı ırmağın kenarında, aynı havzayı üçe bölmek hiç kimsenin
hayrına olmamıştır. Problemler yerinde durmaktadır. Bölünmeyle
problem çözülmez. Problem ancak tespitle, teşhisle, doğru strateji
ile çözülür. Bu bölünmeden, ne bölen ne de bölünen fayda görmedi.
Bölünmeden ders alamayanlar, tek festival varken, her ilçede bir
festival yaptılar. Bir kentin bir kimliği olur. 50 tane kimliği
olmaz. Çok güçlü olursun da hepsini yaşatırsın.
Filyos Vadisi
projesi
Filyos
Vadisi, Batı Karadeniz'in tek vadisidir. Çarşamba Ovası'ndan sonra
böyle bir vadi yok. Bu vadinin arkası Ankara'ya uzanır. Yenice Yolu,
Bartın Yolu, Zonguldak Yolu benim Plan Bütçe Komisyonu Başkanlığım
döneminde kavga, gürültüyle yapıldı. Amaç, Kardemir ile Erdemir'i
birbirine bağlamak. Yassı mamul ile yuvarlak mamulü buraya taşıyıp,
buluşturmaktı.
Filyos'a
bir liman yapmak amacındaydık.
Filyos
Projesi, Türkiye için önemli ve doğru bir projedir. İç Anadolu
Ticaretini, Ankara'yı denize açacak bir projedir. Köstence'yle bağ
kurarak, Anadolu'yu Avrupa'ya bağlayacak bir projedir.
Filyos Projesi'ni biz
yaptık
Bir
sürü sektörde proje yapmış biri olarak, bu planlamayı bizler yaptık.
Filyos Vadisi Projesi aslında 100. Yıl Vakfı'nın ürünüdür.
Eninde,
sonunda, bu proje hayata geçecek. Ama vadiyi elden
kaçırmazsak.
Bu
vadinin ucuna bir liman yapacaksın, demiryolunu ya hızlandıracak, ya
da çift hat koyacaksın. Karayolu ağını tamamlayacaksın. Vadiyi
tümüyle imarlayacaksın.
Ereğli-Devrek
arasında ortasında demiryolu olan bir karayolu olacaktı. Şimdi
karayolu yapılıyor. Ama projede ortada demiryolu vardı.
Filyos
Vadisi Projesi, değil Zonguldak'ın, İç Batı Anadolu'nun projesidir.
25 yıl önceki düşüncelerin yeniden gözden geçirilmesi
gerekir.
Bu
Vadi'nin kaybolmaması için Filyos, Saltukova, Çaycuma, Bakacakkadı,
Gökçebey, Devrek'in mücavir sahalarını birleştirip bir imar planı
yapmaları gerekiyor. Yol açıldı, etrafı hemen evlerle doldu. Tünel
gibi oldu. Vadi, yanlış yerleşme ile elden gidiyor.
Zonguldak'ın
tümü bu vadiye muhtaçtır. Ereğli'nin büyüyebileceği bir yer yok.
Filyos
Vadisi 1980'li yıllardan beri Türkiye'nin gündemindedir.
Projelendirdik, tartıştık. Yollarının yapımına daha o zaman
başladık.
Zonguldak'ın
ekonomik altyapısının somutu budur. Hala başka bir yerleşme deseni
alternatifi yoktur. Kömür, demir-çelik teknolojisi, Zonguldak'taki
haliyle 25 yıl önceden ömrünü doldurdu.
Kömürden
vazgeçmeyelim ama artık kömür sübvansiyonla, zararla ite kaka 10 bin
kişilik istihdam sağlıyor. TTK'da iş bulanlarla bulamayanlar
arasında ciddi bir sıkıntı doğmaya başladı. TTK, Zonguldak'ı
kurtarıcı olmaktan çıktı.
|
|
|
‘Zonguldaklılık
üst
kimliğimiz’...
|
|
Zonguldak
demek, Merkez İlçe demek değil. Tüm ilçeleriyle bir bütün Zonguldak.
Zonguldaklılık ise bizim üst kimliğimizdir. Alt kimliğimiz
Devreklidir, Çaycumalıdır, Ereğlilidir. Çünkü bir köyün ya da
kasabanın tek başına bir problem çözme vasfı yoktur. Ne kadar çok
bütünleştirirsen, sorunu o kadar azaltırsın ve çözersin.
önce politika, sonra politikacı
seçelim
Her
zaman tüm politikacıların Zonguldak'a faydası olmuştur. Az çok,
doğru yanlış olmuştur. Geçmişte de, bu günde çok değerli iyi niyetli
politikacılar geldi, geçti. Doğru olan şudur. Önce; bölgenin bir
temel politikası olur, ekonomik, sosyolojik politikaları olur, sonra
bölge insanı bunu benimser, buna göre, buna destek olacak
politikacılar seçer. İşte ancak o zaman, politikacıları
değerlendirebiliriz, iyi yada kötü diyebiliriz. Kısaca; bir bölgenin
ekonomik, sosyal, kültürel temel politikaları yoksa ve seçmenleri
bunu benimsememişse, orada ne yapacağını bilen verimli politikacı
seçilemez.
Bölgenin
bir temel politikası oluşmamışsa politikacı kendi başına hizmet
ediyor. Hastane işlerini çözüyor, postane işlerini
çözüyor.
Bir
bölgenin projesi yoksa öne adam katmanın da bir anlamı yoktur.
Zonguldak kendine acilen, çoğunluğun üzerinde uzlaştığı projeler
üretmek zorundadır. Ondan sonra, bu işi sen yaparsın diye adam
seçmek ve parti seçmek kolaylaşır. Projesi olmayan bölge insanının,
bir proje etrafında birleştiremediğiniz insanların, doğru siyasi
tercihleri de olamaz. Çok iyi insanlar seçseniz de, kişi ne
yapacağını bilmediği için sorun çözülmez. Bir bölgenin ihtiyaçları,
dört-beş yılda bir değişmez. Süreklidir. Onun için önce
politika, sonra politikacı seçelim.
bugünlerin temel
sebepleri
Birinci
sebep: Zonguldak'ta ekonomik çöküşün nedeni, sadece TTK'nın
gerilemesi değildir. Kömürün, dünyada enerji sektörü içindeki nispi
öneminin kaybolması, esas sebeptir.
Bizim
pahalı maliyetlerimiz işi sadece dramatik hale getirdi. Yoksa
kömüre dayalı Zonguldak yürümezdi.
İkinci
sebep: Bu tehlike görüldüğü andan itibaren alternatif gelişme
yolları ve alternatif stratejileri biz 1980'li yıllarda oluşturduk.
Bölge insanı uyarıldı. Ama bu devam ettirilemedi. Bölge insanı ayağa
kaldırılamadı. Çözüm üçe bölünmekte arandı.
birlikte söylemeyi
bilmeliyiz
Büyük
bir orkestra oluşturamadık. Çözüm için aynı besteyi, aynı şarkıyı
yüksek sesle söylemek zorundayız. Verimli bir ekonomi istemeliyiz.
Zonguldak'ın yaşanabilecek bir yer haline getirilmesini istemeliyiz.
Dansı, folkloru istemeliyiz. Zonguldak orkestrasını teşekkül
ettirmezseniz, güçlü, geçerli, kabiliyetleri ve niyetleri
toplayamazsan bölgede hedef oluşmaz. Resmi inisiyatif, sivil
inisiyatifi boğmuştur. Tek sıkıntımız budur. Kafalarımızı da resmi
inisiyatif satın almıştır. O yüzden girişimcimiz, şarkıcımız,
Türkücümüz yoktur. Onun için gazetecimiz kendi içinde dövüşür.
Hepimizin bir özelliği var. Ama biz özelliklerimizi bir orkestraya
değil, kör dövüşüne dönüştürme meraklısıyız. Ve giderek bu itiş
kakış sevgisizliği, sevgisizlikte verimsizliği getiriyor. İtip
kakarken enerjimizi kaybediyoruz. Oysa bu enerji bize başka
hedeflerde lazımdır. Politikacının ulaşabildiği yerde, yani
Ankara'da Zonguldak'ı kurtaracak imkân yok şimdi. Devlet küçüldü.
Zonguldak'ta siyasi talepten başka talepler de olmalıydı şimdiye
kadar. Zonguldak'ta tek belirlenme noktası, politikacı oldu. Tek
istenen politikacı olmak oldu.
eskiden okumayan iş bulur, okuyan geri
dönerdi
Eskiden
her Zonguldaklı talebenin hedefi şuydu: Okuyacağım, EKİ'ye
gireceğim, bir lojman alacağım, bir de şehirden kız alacağım. EKİ
tek hedefti. Okusan da, okumasan da EKİ'ye gireceksin. Eskiden,
Zonguldaklının okumayanı işçi, şanslı okuyanları da döner EKİ'de
mühendis, memur olurdu. Ama Zonguldaklı, Zonguldak'ta kalırdı. Bugün
durum daha vahim. Zonguldaklı dışarıya göçüyor. Bütün Türkiye'ye
işveren Zonguldak, kendi evlatlarını gurbetçi yaptı. Okuyanlarda hiç
geri dönmüyor.
Çözüm;
son 25–30 yıldır yapamadığımızda… Girişimde, yatırımda. İster
sanayide, ister tarlada, ister hizmette… Zonguldaklı girişimci
olacak, bölgesine sahip çıkacak. Bu yüzden; bizim insanlarımız kendi
girişimcilerini de alkışlamayı bilmeli artık. Engel, çengel olmayı
değil, destek olmayı öğrenmeli artık.
karamsar değilim
Ben
karamsar değilim. Çünkü o çözüm değil. Zonguldak'ın gecikmiş olma
gibi bir kaybı var. Hala bu şehir Türkiye'nin en şanslı şehridir.
Üretim, doğa, kültür. En mühimi Türkiye'nin en iyi niyetli, en temiz
insanları burada. Ekonomik çözüm için; Zonguldak para kazanılır bir
yer haline getirilmelidir. Mesela TTK para kazanamıyor, zarar
ediyor. Zonguldak'taki sanayiciler para kazanamıyor. Çoğumuz,
Beyazıt'ta dilenip, Sultanahmet'te sadaka veriyoruz. Dışarıda satıp
kazanıp, Zonguldak'ta yatırım yapıyoruz. İşletmeler karlı olmalıdır.
Daha da büyümelidir.
Zonguldak'ta
verimli işletmeciliğin şartlarını oluşturmalıyız. Bir bölge kendi
girişimcisini takdir etmezse, yatırım olur mu? Kendi sanatçısını
alkışlamazsa o bölgede sanatçı olur mu? Kendi takdir ve taltif
sistemimizi oluşturmalıyız.
yaşanılır kent
Zonguldak'ı
para kazanılır ve yaşanılır bir yer haline getirmemiz gerekiyor. O
zaman sorunlar çözülmeye başlar. Zonguldak yaşanılır olduğunda,
okumuş insanlar geriye dönerler. Bir tek yerel şarkıcımız yok. Bir
tek Zonguldak yemeği yapan lokantamız yok. Kendi ayağına çelme takan
şehirdir Zonguldak… Önce kendi girişimcine sahip çık. Onların
itibarını görünce diğerleri de gelir. Gelenler de; "burada bana
değer verilir" derler. Koşarak gelirler.
evin tosununu öküz
yapmalıyız
Kendi
adamını büyütmeyen yer olur mu? Bizim köylerde bir laf vardır. 'Evin
tosunu öküz olmaz' derler. Bölgenin insanını adam yerine koymazlar.
Onu büyütmezler. Keserler bir yerde. Öküz dışarıdan gelecek illa..
Biz tosunlardan öküz yapmayı öğrenmek zorundayız. Başka çare yok.
Başka öküzler gelip başka şeyler yapıyor ondan
sonra.
"benim" diyebilmeliyiz
Zonguldak'ta
biri çıkıp, kendi sanayicisine madalya mı verdi bugüne
kadar?
Dışarıdan
adam çağıralım, ama önce buradakilere dönüp bakalım. Bak orada
Çanakçı, Hacıkulaoğlu, Yurtbay, İrfan Erdem, Beytom duruyor. Bak
onların derdi ne önce.
Dışarıdan
gelene kırmızı halı serilsin ama buradakine de sahip çıkılsın.
Burada kömür çıkarana kaçakçı diyorsun, düzenle çalışma şartlarını,
imkan ver, kaçırmasın.
Bir
şehir kendi futbolcusuna, şarkıcısına, gazetecisine, işadamına
yapmamalı bunu. "Benim ayakkabım", "benim elbisem" diyebilen insan,
"benim futbolcum", "benim işadamım", "benim gazetecim", "benim
şarkıcım" diyebilmeli.
Bu
aidiyet altyapısının eksiğinden kaynaklanıyor.
Zonguldaklılık kimliği
yok
Zonguldak'ta
babasının doğduğu vilayetle kimlik arayan insan, Zonguldaklılığı
bulamadığı için arıyor. Orada bir Zonguldaklılık kimliği oluşmuş
olsa, herkes ben Zonguldaklıyım der. Bu kusur gene
bizim.
Zonguldaklılık
kimliği yok. Olmayan kimlik kullanılmaz.
beni şöven lider olarak
görüyorlar
Beni
Zonguldak'ta bazıları şoven bir lider olarak görüyorlar. Hiçbir
zaman da böyle bir iddiam olmamıştır benim. Benim bütün
arkadaşlarım, oralı-buralıdır. Değil Türkiye'de dünyada bir sürü
dostum var benim. Ben Zonguldak'ta birilerine karşı olmadım, sadece
Zonguldak üst kimliğimin savaşını verdim ömrüm boyunca. Vermeye de
devam edeceğim. Çünkü Zonguldaklılık kimliğini geliştirirsek hiç
kimse başka kimlik aramaz, tüm şehir birlik olur o zaman. Ortak
amaçların, ortak yararların insanı oluruz.
Ama
öncelikli sorumluluk, bizim gibi bu kentle doğal bağları olan
insanlarındır. Bu işi önce biz başlatmalıyız.
Tek
başına olan hiçbir şey yaşamaz hiçbir yerde. Neden bir tek meşe
ağacı yok bir yerde de meşe ormanı var. Çünkü onlar birbirini
besliyor, koruyorlar. Doğanın koloni anlayışını, sosyolojik olarak
gerçekleştireceğiz.
sivil inisiyatif bilinci lâzım
Zonguldak'a
lider değil, sivil inisiyatif bilinci lâzım. O
bilinç, liderini kendisi çıkartır. Liderlik için itişip kakışmadan
önce; ortak yararlarda birleşmeliyiz. Hayvanlar bile böyle yapıyor.
Önce birleşip avlanıyor, sonra rekabet ediyorlar.
Bu
doğanın kurallarını değiştiremezsiniz. Beraber yaşama bir
gerekliliktir. Zonguldaklılık üst bilinci gereklidir. Zonguldaklılık
üst bilincinin oluşmasında da ilk lazım olan, "ben
Zonguldaklıyım" diyebilmektir. Önce Zonguldaklı olalım. Onun
gereklerini yerine getirelim, sonra en iyimizi seçeriz.
haydi Zonguldak
Her
millet tehlike anında birleşiyor. Birlikte el ele harbe gidiyor.
Tehlike çanları çalıyor. Artık Zonguldak şarkısını, koro halinde
söylemek zorundayız. Forza İtalya, haydi İtalya diye bağırıyorlar
İtalyanlar. Biz de artık "Haydi Zonguldak" diyebilmeliyiz.
Zonguldak'ta,
okullarda bile, bunları belletmek gereklidir. Çocuklara Zonguldak
eğitimi verilmelidir. Zonguldaklılık bilinci geliştirilmelidir.
Bıkmadan tekrar edeceğiz.
Tüm
dernekler bu işte görevli olmalı. Belediyelerin asli görevidir. İl
Özel İdaresi'nin, yol yaptım, boru döşedimin
ötesinde, bir kültür politikası olmalı. Ben bunu iş edindim
demeli.
biz yılmayız
Bütün
bunları söylerken, insana çok alakasız, ilgisiz yakıştırmalarda da
bulunabilirler. Bir kültür ortaklığı, davranış ortaklığı için bir
vakıf kuruyor, bir merkez yapıyorsunuz, "kendine yapıyor, sonra el
koyacak" diyorlar.
Ben
100. Yıl'a el koyacak olsam, gider orayı kendi işletmem yapardım, en
başında kendime yapardım.
Bunlar
nasıl akıllardır, anlamayız.
Anlamayız
ama biz yılmayız.
Vali
İsmet Metin, gel burayı işlet dedi. Ben Zonguldak'tan hiç iş
almıyorum ki orayı işleteyim. Zonguldak'tan bir şey almadan
Zonguldak'a vermeyi göstermeye çalışıyorum.
"Rol
modeli" olmaya çalışıyorum.
hep sevdim, hep
seveceğim
Ben
Zonguldak'ta gösterdiğim çabanın karşılığını alıyorum ve her türlü
güzel ilgiyi görüyorum.
Dostum
çok, anlayanım çok. Bu yüzden Zonguldak'a hiç kırgınlığım olmadı.
İnsan doğuranına, var edenine kırılır mı? Benim varlık sebebim bu
topraklar, bu insanlar. Onları hep sevdim, hep seveceğim.
|
|
|
|
sitemizdeki yayın tarihi: 23 Ocak 2006 |
|
son güncelleme tarihi:
28 Şubat 2008 Perşembe |
|
|
x
|